Obezite, uzun süredir tek nedeni "fazla yemek, az hareket" olarak basitleştirilen; ancak aslında çok sayıda biyolojik, çevresel ve psikososyal etkenin karmaşık şekilde bir araya gelmesiyle ortaya çıkan kronik bir hastalıktır. Günümüzde obezite, irade zayıflığı değil, vücudun enerji dengesini düzenleyen sistemlerin bozulmasıyla ilişkili tıbbi bir durum olarak kabul edilmektedir.

Genetik yatkınlık, iştah ve doygunluk hissini yöneten hormonların (leptin, grelin gibi) işleyişini etkileyerek bazı kişilerin kilo almaya diğerlerinden daha yatkın olmasına neden olabilir. Aile öyküsünde obezite bulunan kişilerde risk belirgin şekilde artar.

Modern yaşam biçimi de önemli bir rol oynar: yüksek kalorili, işlenmiş gıdalara kolay erişim, hareketsiz iş ve ulaşım alışkanlıkları, düzensiz ve yetersiz uyku, kronik stres ile bazı ilaçların (örneğin bazı antidepresan, kortikosteroid ve diyabet ilaçları) yan etkileri kilo alımını kolaylaştırabilir.

Hormonal ve metabolik bozukluklar (hipotiroidi, Cushing sendromu, PCOS gibi) da obeziteye zemin hazırlayabilir veya mevcut obeziteyi ağırlaştırabilir. Ayrıca bağırsak mikrobiyotasındaki değişimlerin de enerji metabolizması üzerinde etkili olduğu güncel araştırmalarla ortaya konmaktadır.

Obeziteye katkıda bulunan başlıca etkenler:

  • Genetik ve ailesel yatkınlık
  • Dengesiz ve yüksek kalorili beslenme alışkanlıkları
  • Fiziksel aktivite azlığı
  • Yetersiz veya düzensiz uyku
  • Kronik stres ve duygusal beslenme
  • Bazı ilaçların yan etkileri
  • Hormonal bozukluklar

Obezitenin çok yönlü nedenleri olduğu için tedavisi de tek bir yönteme değil; beslenme, hareket, davranış değişikliği, tıbbi tedavi ve gerektiğinde cerrahi seçenekleri kapsayan bütüncül bir yaklaşıma dayanır.